bir sürü arabaların geçtiği yola konmuş olan güvercin hiç kaçmadı ve bir teker tarafından ezilip öldü dün sabah; sen yanımda yokken işte öyle talihsiz ve buruk bir acıyla başbaşa kalıyorum.

kimsesizliğin de talihsiz ve buruk bir acı olduğu söylenir. şarkı var öyle, “anlamıyor kimse siz’liğimi” diye. ya da onun gibi bir şeydi işte. sevmiyorum o şarkıyı zaten.

sahi, nüfus cüzdanındaki anne adı ve baba adı hanelerine ne yazıyorlar kimsesiz çocukların?

kimse ne tuhaf kelimedir. herkes olmak ne sıradandır. ben seni seviyorum diye ne sıradanım. herkes gibi seviyorum seni, yani herkes benmişim de öyle gibiymiş gibi; herkesin sevebileceği kadarını tek başıma…

herkes nereye kayboldu peki? her kez nereye kayboluyorlar? beni yalnız bırakmak eğlenceli olmalı. sen bu eğlenceden mahrum kalmayı isteyerek, neyi ifade etmeye çalışıyor olabilirsin? boşver, etme ifade.

yeni eğlence anlayışlarımız bulunacaktır elbet, çünkü bence benim yalnız olmamın eğlenilecek tarafı yok.

rıhtımda martılar azaldı. döndürüp ekmeğin arasına koyuyorlarmış onları. öyleyse simitleri biz yeriz, olmaz mı?

tamam, simit yerine gevrek deriz. çekirdek yerine çiğdem deriz. her şeye yeni bir ad takabiliriz, sakıncası yok. ama bize bulmayalım o adlardan, çünkü bugünkü adımı söyleyişin çok güzeldir. gözlerin de çok güzel, çünkü gözlerin sensin. çünkü güzel, güzel bir kelime.

bu kadar. bitti.

tanışma evresini çabuk atlamak isterim:

- “sigara olarak ne kullanıyorsun?”
+ “camel soft.”

- “peki hangi kokuyu kullanıyorsun?”
+ “camel soft.”

- “birazdan soracağım sorulara da camel soft dersen, kendime çok kötü davranacağım.”

- “insanları hangi burç olduklarına göre değil de, kullandıkları sigaraya göre sınıflandırılabildiğini düşünüyorum.
ve biliyorum ki camel soft içenler, inan bana, yalan söylerken zorlanırlar.”

aslında gayet rahat görünüyordum..

Barış abi muhabbetleri

- oğlum seni seviyorum dedi mi sana?

+ dedi. seviyor da gibiydi. bana öyle geliyordu yani. tamam öyle ölecek gibi sevmiyordu belki ama seviyordu işte. beni sevmesi için elimden geleni yapıyordum. tek istediğim umudumu kırmaması ve bana biraz güvenmesiydi.

- öyle olur mu lan? sevmek denilen şey böyle bir şey değil. süs bitkisi gibi ışığı suyu sağlayınca yeşertip büyütemezsin onu. sana karışık gibi görünen şey aslında çok basit. birini seviyorsan seversin sevmiyorsan da sevmezsin. bazen de ikisi birbirine karışır.

+ peki abi, sevip sevmediğini nasıl anlarsın?

- bak o biraz karışık işte. bir sevgilim vardı benim. sürdü bir süre. geçmiş zaman. neyse bir hafta sonu beraberdik bununla. gezdik, yedik, içtik falan. sonra pazar akşamı trene bindirip uğurladım ankara’ya. trenden inince aradı hemen beni. sanki az önce yanından ayrılmışım gibi değil de aylardır görüşmemişiz gibiydi. bir ara peş peşe seni seviyorum dedi. seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum… çok hoşuma gitti elbet. biraz daha konuşup kapattık.

+ ee, sonra?

- salı günü ayrıldık, yine bir telefon konuşmasıyla. eski sevgilisi aramış bunu, buluşmuşlar. sonra aslında birbirlerini unutamadıklarını fark edip tekrar denemeye karar vermişler. ne deniyorlarsa artık. bozuldum tabi. ağladım, yalvardım, tehdit, küfür kıyamet.. ama faydası olmadı tabi.

+ yani yalan mı söylemiş? sevmiyor muymuş seni?

- bilmiyorum. başta öyle zannettim tabi. sonra zaman geçince şöyle düşünmeye başladım. belki o ana kadar ve öncesinde gerçekten sevmiştir beni. hatta belki insan aynı anda iki kişiyi bile sevebiliyordur. yani belki yalan söylememiştir.

+ yani abi?

- yanisi şu. sen bir şey yapma. bırak. eğer seviyorsa seviyordur. sevmiyorsa da sevmiyordur. üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. bırak. sevecekse seni, sever. sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. o yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.

+ iyi de abi ben onu çok seviyorum.

- biliyorum. bakma inanmaz gibi durduğuna, bence o da çok iyi biliyordur. ama şunu unutma bu tek başına hiçbir işe yaramaz. eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. ama sevgine karşılık çıkar mı? o biraz zor işte.

nasıl olacak ki şimdi?
bilmem.

hiçbir şey bilmemenin rahatlığına sığındım, seni severken.

hiç yalnız değilken aslında üzüldüm kendime.
çok insan varken, sevgiyle dolu çevremde.
sen yoksun diye, sırf vazgeçer gibi yaptım her şeyden.

gibi’leri hiç sevmem ama
olsundu.
sevince olur, öyle şeyler.

daha yakın durdum kendime,
böyle sessizliğimle barıştık.

bir sürü şey oldu..
sanki şey’ler azaldı.
ben’ler çoğaldı.
sana böyle yaklaşabilirmişim gibi.

olursa olur falan demeyi de unuttum sanki.

ama olsun.
yolları biraz tersten bir de düzden,
bir dışa, bir de içe dokuyarak almış oluruz.

oluruz mu?
biz var mı?
bak yine geldi..

olsun.
gelecek ki gidecek.

hem,
sevince olurmuş öyle.
teşekkürler.

yok, hayır yok bir şey yok.
aman sakın rahatın bozulmasın.
sen güzel güzel devam et.

sen vardın.
hep seni sevdim.

evet. ben dahi anlamında olunca hep ayrı yazılan “de” olabilirim. şimdi kendime yazıyorum. ben çernobilim belki. sadece anlattım. yazdım. edebiyat kaygısıyla yazdım ekşi sözlükte. yazdım da yazdım. fakat şimdi farklı. afilli cümleler kurmak istemiyorum bu sefer için. yazım çirkin diye kağıda değil de buraya yazıyorum belki de. ya da sonra okumak için yazıyorum çoğu kez. kendim okuyayım diye yazıyorum. ama yazıyorum derdimi yazarak anlatamasam bile. sadece kendime anlatıyorum. özellikle kendime. komik olmaya çalışmıyorum. zaten olamıyorum, olamadım hiçbir zaman. ilgilenmiyorum de zaten. sadece yazıyordum. şu an yazıyorum sadece. güzel saçlar, muhteşem gülüş için yazmıyorum. “gitmek/gelmek” için yazmıyorum. “yalnızlık veya aşk” için yazmıyorum. zira ikisi aynı şey benim için. uzun ya da kısa yazmıyorum. bir beyaz ekran karşımda. beyazı kirletiyorum. “omzumda kendi başım” için yazıyorum. ben olmanın yalnızlık olmadığını bildiğim için yazıyorum. size bir şey ifade etmeyebileceğini bildiğim için yazıyorum. okuyacak bir siz olmadığı için yazıyorum aslında. cesaretle. burada oturup anlaşılmayı beklediğim için yazıyorum belki. yoruldum diye yazıyorum belki de. niye yazmayayayım ki zaten. ben zaten “neden” diye sormam ki. “beni niye sevmedin?” derim. “devrim! insanların seni sevmesine izin verme” lafını yanlış anlarım hep, bana her söylendiğinde. ben kendimi sevmem sadece. beni sevmeyen tek kişi ben olmak isterim çoğu zaman. bir konuya bağlı olmadan saçma sapan yazmak istediğim için yazıyorum. içimden “ben” koptuğu için yazıyorum. samimi yazıyorum. oysa ki şu an sadece aşk için yazmak isterdim. alelade yazıyorum. sigara içerek yazıyorum. bir şey anlatıyor gibi gözükmüyorum belki de. ilgilenmiyorum ki ne anlattığımla. yine eksildim biraz onu biliyorum. her şeyden eksilmeye başlıyorum. ve eskiyorum. yine eksilip daha çok eskiyorum. “bir şeyler yapmam lazım artık” olmuyorum. bir şey yapmıyorum. ben mutsuz, biz mutsuz insanlarız çünkü. çünkü…

donuk bir ifadeyle evin sessiz köşesine geçtim, sigaradan bir nefes daha aldım. usul usul bıraktım dumanı karşımdaki sanal siluetine; düşündüm sadece seni düşündüm. (iron and wine- cinder and smoke çalıyor zihnimin içinde.)

benim için ne anlam ifade ettiğini. senle ve sensiz tartıyorum ruhumu. basit matematiksel hesapların adamı değilim. ama basit hesaplarımda dahi hep içimdeki senin büyüklüğünü ortaya seriyor. sensin diyor, sonsuz diyor. sen diyor ve kapatıyorum gözlerimi. (bir nefes daha sigara ve zihnimdeki şarkı yavaştan değişiyor.)

şapşal olduğumu en az benim kadar sen de biliyorsun. şapşalım işte. sen bu denli güzelken; benim şapşallığımı mazur gör lütfen. çok çok, uzun uzun yazasım konuşasım var hakkında. dünyadaki bütün kötülükleri silecek gülüşün ve o muhteşem saçların. o güzel kalbin… tek bilmeni istediğim ve aslında bu satırlara sığdırıp, yaşamlara sığdıramayacağım bir şey var aslında ama spoiler vermek istemiyorum.